GERÇEK NEDİ
Işıklar bir bir sönüyor yine…
Sokaklar boşalıyor bir gün daha bitiyor ve bu hep böyle gidiyor.
Penceredeyim, soğuk bir rüzgar esiyor.
Hayat çarpıyor yüzüme yine.
Düşünüyorum, böyle düşünceler günün bu saatinde mi gelir hep insana.
Geceyle birlikte…
Oysa gecenin bir suçu yok biliyorum.
Bir kitap takılıyor gözüme, alıp okuyorum.
Bir anda bir çok soru geliyor aklıma.
Sorular yüklüyorum üzerime.
Korkuyorum…
Hayal kuruyorum sonra, güzel şeyler düşünüyorum.
Yoruluyorum ve kapatırken gözlerimi şu satırları bırakıyorum baş ucuma…
GÖZLERİNİ KAPAT, AÇMAYI DÜŞLE
HAYALLERE ULAŞMAYI, SEVGİYE KABUŞMAYI DÜŞLE
DOLU DİZGİN KOŞARKEN BİLE YERİNDE SAYMAYI DÜŞLE
GÜLERKEN AĞLAMAYI, KORKULARI YENMEYİ
KENDİNİ GEÇTİĞİNİ, ZAMANIN DURDUĞUNU DÜŞLE
BELKİ BÖYLECE GÖZLERİNİ AÇTIĞINDA
VE HİÇ BİRŞEYİN DEĞİŞMEDİĞİNİ GÖRDÜĞÜNDE
GERÇEĞİN NE OLDUĞUNU ANLARSIN…
BENİ
M İSTANBUL’UMKüçük bir kelebek kanadında birleştiriyorum sevinçlerimi
Ömrüm kelebek kanadında dolaşıyorum şehr-i alem!
Noktaların hepsinde koşuyor, durakların hepsinde gülüyorum
Alabildiğine soluksuz çıkmaz sokaklar oluyor hayallerim
Oysa kim biliyor ki senden başka kaybedişlerimi
Bir mum ışığı bile sızmayan bu soluk geçmişte
Saçlarımda senin kokun dağıtıyorum rüzgarlarında
Seni seyrediyorum İstanbul uzun bir yalnızlık utancında
Bir yanım hala heyecanlı bağırıyorum uçurumun kenarında
Binlerce yükselişin ardından duyulsan istiyorum sesim
Yaşattığın hayatlar arasında bir adres arıyorum sokaklarında
En yanık türküleri söylüyorum sahillerinde
Gecelerce topladığım yıldızlarını biriktiriyorum yüreğimde
Hala semalarındayım İstanbul hala yalanlar söylüyorum sana
Bitmemiş bir ergenliğin telaşlı başı boş kanadında
Ve sen İstanbul öyle benziyorsun ki bana
Geçiyor ömrümüz tanınmaya zaman bulunmayan acılarda
|
“Kendine iyi bak” bir veda degil elveda cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde... "Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim. Olamayacagim. Istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“ “Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.” "Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum." "Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine Iyi Bak” gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar…" Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine Iyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin… Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler. Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kirildim ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler. "Kendine iyi bak" bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak, aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi? Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?………. Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine Iyi Bak. "Kendine iyi bak" derler, kursunu kafana sikip giderler... ... |
|
|
|
Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş.Adam biraz
yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına
oturmuş. Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış.
Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış.
Bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş... Şapkalar gitmiş.
Kafasını kaldırıp ağaca bakmış, ağacın dallarında bir sürü maymun,
her birinin kafasında adamın sapkaları.. Adam başlamış düşünmeye; "Ben şimdi
ne yapacağım, şapkaları bu maymunlardan nasıl
geri alacağım" diye düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki,
maymunlar da adamın taklidini yapıyor, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellerini
havaya kaldırmış, maymunlar da... Derken adam ne yapacağını bulmuş, kendi
kafasındaki şapkayı çıkarıp
yere atmış, maymunlar da şapkaları çıkartıp aşağı atmışlar... Adam
böylece bütün şapkaları geri
almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş.
Aradan 50 yıl geçmiş... Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi
şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana
düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir
ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve
uykuya dalmış...
Bir saat sonra uyanmış, birde bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok...
Derken tuhaf sesler duymuş, bir de kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir
sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka.
Düşünmüş... "Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı...
ne yapacağımı çok iyi biliyorum..." demiş. Adam kafasını kaşımaya başlamış,
maymunlar da aynısını yapmışlar... Adam ellerini havaya
kaldırmış, maymunlar da..
Ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere atmış...
O anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı
şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş:
-"Sadece senin mi deden var
şerefsiz
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...
Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin...
Cok dogru degil mi?
SUÇUMUZ NEYDİ BİZİM
Sen yüreğimin çayırlarında
Her mevsim umudu müjdeledin bana
Sen benim ellerinden tutabildiğim
Yanağını okşayabildiğim
Sarılıp ağlayabildiğim
Sevgilim,dostum,sırdaşım,biricik sevdam
Ayrılmak unutanlara mahsus
Ben seni unutamadım ki
Ben senden ayrılamadım ki
Yıllar,yıllar neleri götürdü özünden
Neleri unuttu yüreğim
Sele mi kapıldı yoksa İstanbul yamacında
Söyle,söyle SUÇUMUZ NEYDİ BİZİM...
AYRILIĞIN İLANI
Gidiyor musun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim ben de.
Senin kadar endişeli...
Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana
Ama inandıramadım seni.
Sen, sorgularken beni kafanda
Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana,
Oysa sen hep susmanın koynunda.
Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi...
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...
Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.
Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiç bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
Nasıl değiştirmişim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte.
Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.
Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Biliyor musun bir tanem!
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım.
Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.
« Önceki |
AŞK ölcer